yatarken sırtınızın arkasına büyükçe bir yastık koyarak

ATI MUAYENESİ (PELVİS MUAYENESİ, PELVİK MUAYENE)
Çatı muayenesi gebeliğin son haftalarında (37 haftadan sonra) annenin pelvis kemiklerinin (çatı kemiklerinin) yani doğum yolunun değerlendirilmesi için yapılır, halk arasında alttan muayene de denir. Bu muayeneye göre doğum yaklaşmadan önce normal doğumun gerçekleşebilme ihtimali değerlendirilir. Doğumun sezaryenle gerçekleşeceği kesin olan bir hastada çatı muayenesi yapılmasına gerek yoktur, örneğin daha önce sezaryen olmuş veya bebeğin eşi doğum yolunu kapatıyorsa veya ikiz, üçüz gebelik gibi..

Çatı muayenesi nasıl yapılır?
Çatı muayenesi normal jinekolojik muayene masasında ve aynı şekilde jinekolojik muayene pozisyonunda yapılır. Doktor iki parmağı ile çatı kemiklerinin durumunu değerlendirir. Bebeğin kilosu ile doğum yolunun darlığını – genişliğini kıyaslayarak normal doğum mümkün olabilir mi diye değerlendirmek yapar. Doğum başkamadan önce gebeliğin son haftalarında yapılan çatı muayensinde rahim ağzı kapalı olduğu için bebeğin kafasına veya diğer organlarına temas edilemez.

Çatı darlığı:
Eğer pelvik muayenede çatı darlığı (pelvik darlık) olduğuna yani doğum yolunun normal doğuma imkan vermeyecek derecede dar olduğuna karar verilirse normal doğum hiç denenmeden sezaryen ameliyatı planlanır. Ancak bu her zaman mümkün olmaz, yani çatı muayenesi her zaman doğum şeklini kesin belirleyemeyebilir bu durumda normal doğum denenir ve doğumun ilerlemesi esnasında yapılan muayeneler ile daha net karar verilebilir. Doğum sırasında rahim ağzı açık olduğu için hem rahim ağzının açılma miktarı ve durumu hem de bebeğin kafasının pozisyonu, durumu değerlendirilebilir bu nedenle doğum esnasında yapılan çatı muyenesi daha net bilgi verir. Ancak doğumdan önce gebeliğin son haftalarında yapılan çatı muayenesi de ön fikir vermesi için ve belki de normal doğum yapamayacak hastalaların normal doğum denenmeden farkedilmesi için gereklidir.

bebeğe daha fazla oksijen ve besin

Hamilelikte (gebelikte) nasıl ve hangi yana yatmalı?
Hamilelikte özellikle sol yana yatış pozisyonu önerilir. Neden sağ tarafa değil de sol tarafa? Çünkü vücudun ortasından hafif sağ tarafta en büyük toplar damar (vena kava inferior) geçer. Sağ tarafa doğru yatılırsa bu toplar damara rahim bası yaapr ve kalbe dönen kan miktarı azalır, bu da bebeğe giden kan miktarının azalmasına neden olur. Sağ tarafa yatıldığında kalbe dönen kan azalacağı için vücuttaki şişlikler artabilir. Sol yana yatıldığında tersine plasentaya (bebeğin eşine) giden kan artar, böylece bebeğe daha fazla oksijen ve besin maddesi ulaşır. Sol tarafa yatmak kan dolaşımındaki sirkülasyonu arttırarak vücuttaki şişlikleri (ödem) azaltır. Hamileler için en rahat uyku pozisyonu sol yana yatarak bacakların karna doğru çekildiği pozisyondur. Sol yana yatarken sırtınızın arkasına büyükçe bir yastık koyarak hem daha rahat edersiniz hem de uykudayken sağa dönmeyi engelleyebilirsiniz.

İlk 3 ay, yatış pozisyonu:
Hamileliğin ilk 3 ayında yatış pozisyonu önemli değildir, yüzüstü hariç her pozisyonda yatılabilir çünkü bu aylarda rahim küçük ve hafif olduğu için damarları bası yapmaz.

Hamilelikte sırtüstü yatmak:
Gebeliğin özellikle son aylarında sırt üstü yatmaktan kaçınmak gerekir. Bu pozisyonda rahim bütün ağırlığıyla büyük kan damarlarına, omurgaya, sırt kaslarına ve barsaklara baskı yapar. Bu da bel ağrılarına ve hemoroide (basur) neden olabilir. Sırt üstü yatmak kan basıncında düşmeye neden olabilir, bazen anne adayları bu şekilde baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetler hissederler.

yakın akrabalarındaki

İZDEKİ GEBELİK ŞİKAYETLERİ EŞİNİZDE DE VAR MI?
Hiç olur mu? demeyin. Nadiren annede görülen şikayetlerin ve değişikliklerin aynıları babada da görülebilmektedir. Tıp literatüründe Couvade Sendromu (sympathetic pregnancy) olarak geçen bu durumu Türkçeye “ortak gebelik” veya “paylaşılan gebelik” olarak çevirebiliriz. Bu durumda anne ve baba gebelikte görülen şikayetleri ve değişiklikleri ortak yaşarlar. Erkek, anne adayı kadar bebek konusunda hevesli ve isteklidir bu nedenle herşeyi anne kadar yaşamak istemektedir. Bir tür psikosomatik bozukluktur ve tedavisi annenin doğurmasıdır.Doğum ile gebeliğin bitmesi sayesinde babadaki durum kendiliğinden düzelir.

Baba adayında gebeliğin başından sonuna kadar annede görülen birçok şikayet ve değişiklik görülür. Aşerme, iştah değişiklikleri, bazı yiyeceklerden tiksinme, bulantı, kusma, uyku sorunları, ishal, kabızlık, mide yanması, ağrı gibi şikayetler annenin yanı sıra babada da görülür. Babada göğüslerde büyüme, göğüs uçlarında sertleşme, karın büyümesi gibi fiziksek değişiklikler de görülür. Hatta doğumun yaklaştığı günlerde babada da sancılar olmaktadır. Duygusal olarak hassas ve strese yatkın, annenin doğumla ilgili duygularına yoğun empatiyle yaklaşan erkeklerde daha sık görülebilmektedir (kaynak). Bu durum gebe olmayan kadınlarda görülen yalancı gebeliğe benzemektedir.

fizyoloji üzerine ne kadar etkili

Bebeğin göbek kordonu plasenta (bebeğin eşi) aracılığıyla anne ve bebek arasında kan yani besin ve oksijen alış verişini sağlar. Doğumdan sonra bebeğin göbek kordonu kesilir ve göbek kordonunun kalan kısmı ile plasenta dışarıya kendiliğinden yarım saat içerisinde atılır. Bebeğin göbek kordonu kesildiken sonra kordon içerisinde kalan kana kordon kanı diyoruz, bu kanı özel yöntemlerle alıp saklama işlemine de “kordon kanı saklanması” yada “kordon kanı bankacılığı” diyoruz.

Kordon kanı kök hücre açısından oldukça zengindir. Kök hücreler insan vücudunda bulunan her türlü hücreye dönüşebilen ana hücrelerdir. Bu kök hücreler en çok bebeklikte bulunur ve yaş ilerledikçe sayısı azalır. Kök hücreler elbette sadece göbek kordonunda bulunmaz, bunun dışında kemik iliğinden ve damarlardaki kandan da elde edilerek çeşitli hastalıkların tedavisinde yıllardır kullanılmaktadır. Fakat en kolay ve fazla alınabileceği yer göbek kordonudur.

Bazı araştırmacılar sadece ailelerinde kemik iliği nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan çiftlerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunmaktadırlar. Diğer bazı araştırmacılar ise kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu alternatifi kullanmalarını önermektediler. İleride elde var olan kök hücrelerden yararlanılarak laboratuvar ortamında bunların farklı şekillerde kullanılabileceği olasılığı bu tür bir yaklaşımı desteklemektedir.

Kordon kanı nasıl alınır?
Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonu bağlanır ve içindeki kan özel bir sistem yardımı ile torba içine toplanır. Bebek yada anneye herhangi bir müdahale yapılmamaktadır. İşlemin anne yada bebeğe bir zararı yoktur. Toplanan kan 36 saat içinde laboratuvara gönderilir. Burada kanın içindeki kök hüreler ayrıştırılarak özel yöntemler ile dondurulur ve saklanır. Normal ya da sezaryen ile olan doğumlarda uygulanabilir. Ne kadar fazla kan toplanabilirse o kadar fazla kök hücre toplanmış demektir. Bununla birlikte yaklaşık 50-100 mililitre kordon kanı alınması yeterli olmaktadır.

Maliyeti nedir?
Kordon kanı saklanması nispeten yüksek maliyetli bir uygulamadır. Tercih edilen laboratuvara göre dondurma işleminin ücreti 1500-2500 Amerikan Doları arasıda değişmektedir. Saklama ücretleri ise yıllık 90-100 Dolar civarındadır.

Kordon kanı kaç yıl saklanabilir ?
Türkiye’de şimdilik öngörülen saklama süresi 15 yıldır. Sağlık bakanlığı’nın 15 yılı öngörmesinin nedeni, şu ana dek yayınlanmış bilimsel verilerin 15 yıllık saklanmaya ait olmasıdır.

Kök hücre nakli ile hangi hastalıklar tedavi edilebilir ?
Kök hücreler bebeğin ilerde geçirebileceği çeşitli hastalıklarda (lösemi, lenfoma, kan hastalıkları, kemik iliği hastalıkları, bazı kanserler..) kullanılabilir. Bunun dışında kardeşlerinde yada doku uyumu olan yakın akrabalarındaki hastalıklarda da kulanılabilir.

Bu hastalıklara örnek vermek gerekirse:
Lenfomalar (Lenf Bezi kanseri) -Lösemiler – Akut Lenfositik Lösemi – Akut Myelositer Lösemi – Akut Non-lenfositik lösemi – Kronik Myelisiter Lösemi – Miyelodisplazi Multipl myeloma Solid tümörler – Göğüs Kanseri – Beyin tümörleri – Ewings sarkoma – Over kanseri – Neuroblastoma Anemiler – Aplastik anemi – Fanconi anemisi İmmün yetersizlikler – Ağır Kombine immün yetersizlik (Severe Combined Immunodeficiency Disease) (SCID) – Kombine değişken immün yetersizlik (Combined Variable Immune Deficiency) (CVID) – Wiscott-Aldrich Sendromu (WAS) – Hemofagositik lenfohistiyositoz Kalıtsal metabolik bozukluklar – Hurler sendromu – Lökodistrofiler – Osteopetrosis
Birçok hastalık üzerinde ise çalışmalar devam etmektedir. Bu hastalıklardan bazıları : – İnme – Bazı otoimmün hastalıklar( diyabet, lupus, multipl skleroz) – Kalp hastalıları – Musküler distrofi – Neurolojik bozukluklar (ALS, Parkinson) – Kemik/kıkırdak hastalıkları